İki Çocuk Annesi Bir Kadının Gözünden: Çocuk Yapmak Gerçekten de Hiç Pişman Olunmayacak Bir Şey mi?

Toplumda çok yaygındır "çocuk yapmak kesinlikle pişman olunmayan bir olay" önermesi. Çoğu kişinin sorgusuz sualsiz kabul ettiği bu yargıya bir de Ekşi Sözlük yazarı "pbkc"nin gözünden bakalım.


çocuk yaptım. iki tane. pişman oldum demek yanlış olur, ah vah etmiyorum niye yaptım diye ama yapmasaydım çok daha iyi olurdu diyorum.

bu çocuklarımı sevmediğim anlamına gelmez.
kötü bir anne olduğumu göstermez.
elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, bir çok anlamda yaptığıma da inanıyorum.

gelgelelim, çocuk yapmış olmanın hiçbir mantıklı açıklamasını bulamıyorum. çocuk yapmanın hayatıma ekstra bir şey kattığını düşünmediğim gibi, sorumluluğu da çok büyük. kendin için yaşama kavramını elinden alması, depresyona girip hayata küsme şansı bile bırakmaması ve hatta intihar edebilme lüksüne bile olanak tanımaması çocuk olayının zorlukları. intihar edeceğinizden değil, her insanın istediğinde çekip gidebilme şansı olmalı. çocuğunuz varsa ve insansanız böyle bir ihtimal yoktur artık.

yürüyor seviniyorsun, şunu yapıyor mutlu oluyorsunlarla gelmeyin. çocuk olmasa da başka bir şeyle mutlu olurdun.

bireysellikle suçlanma ihtimalinden rahatsız değilim. çağımız budur ve annelik dahil her kavramın bireyselleşmeden ekilenmesi gayet doğal.

çocuk fikri zaten beni hiçbir zaman heyecanlandırmamıştır hemcinslerim gibi. kimsenin kucağında bebek görüp ah benim de olsa demedim. olunca da nerden çıktı şimdi bu da demedim. isteğim dışında gelişmiş bir duruma uyum sağladım. hatta ikincisine bile ağlayıp sızlanmadım yine kabullenip elimden geleni yapmaya çalıştım. fakat sorun şu ki, çocuk olmasaydı da başka bir sorumluluk olsaydı ona da uyum sağlardım. çocuk olayının zihnimde diğer yaşam tecrübelerinden daha heyecan ya da mutluluk verici bir yönü yok.

ayrıca çocuğun diğer tüm tecrübelerden en mühim farkı, geri dönüşü olmaması.

başka hiçbir karar bu şekilde geri alınamaz değildir. evlenir boşanırsınız, bu işi beğenmediniz öbürüne geçersiniz, okulu sevmediniz tekrar okursunuz. ama çocuk yapmışsanız annesiniz/babasınız artık. ancak çocuğun ölümü bunu sonlandırabilir, ki benim gibi ‘pişman olmuş’bir anne için bile bu en büyük kabustur. zira çocuk olayında ne kadar sevdiğinize bağlı olmaksızın öyle bir sahiplenme ve sorumluluk hissetme duygusu oluşuyor ki, çocuğun ölmesi demek yarı yarıya bir anne/babanın ölümü demek.

çocuk yapmak özetle kendinize sonsuz bir sorumluluk ve zaaf yaratmak demek. neden peki? amaç ne? böylesine büyük bir sorumluluğa, böyle büyük bir riske neden giresiniz? neden çok sevip aklınızın kalacağı bir canlı yaratasınız? aşkın yoruculuğunu düşünün. onun üzerine on mislini ekleyin.

dünyada hiçbir his özgürlük hissinden daha kıymetli, daha haz verici veya daha doyurucu değil. ‘azıcık aşım ağrısız başım’ ne akıllıca bir söz. çocuk kavramı temelinde özgürlüğü baltalayan bir şey çünkü.

bir film vardı hatırlayamadım. george clooney aile, ev, araba, her türlü maddi manevi ‘varlığımızı’ bir omuz çantasına doldurduğumuzu hayal edin diyordu. ne kadar ağır değil mi? bizi mutlu eden etmiş gibi görünen her şey birer yük, buna inancım sonsuz. başkalarını mutlu ederek mutlu olma felsefesiyle yaşanmış yarım ömürden sonra geldiğim nokta budur. aşk, dostluk, çoluk çocuk, anne baba tüm sözde mutluluk kaynakları süslü püslü kremalı prangalar. çocuk yaptığınızda bu prangalardan en kuvvetlisi ve sökülmezini ayağınıza geçirmiş oluyorsunuz hepsi bu.

burada bir not düşeyim: hayatı olduğu gibi çocuk deneyimini de anlamlı kılacak tek şey ölüm sonrası hayatın varlığına inanmaktır. hayatınızı ölüm sonrası bir şeyler vaad eden bir din/ideolojiye göre tanzim etmiyorsanız, zaten güzel/kötü her şeyin meşakkatli olduğu insan yaşamında üzerinize fazladan yük almanızı gerektirecek hiçbir sebep göremiyorum.

geldiğim noktada çocuklarımla ilgili planım, maddi manevi olarak elimden geldiğince düzgün bireyler olmalarını sağlayıp hayatın içine bırakmak. kendilerinden maddi manevi bana yapmalarını beklediğim hiçbir şey yok. iyi insan olsunlar, kimseye sıkıntı vermesinler, madden ve ruhen kendi ayakları üzerinde durabilecek sağlıklı bireyler olsunlar da nerede ne yaşarlarsa yaşasınlar. ben sadece bir emanetçiyim, proje müdürüyüm onların. görevim bitene kadar en iyi şekilde yapmaya çalışacağım, hepsi bu.
bahsettiğim sahne: up in the air – what’s in your backpack

 

 

log in

Captcha!

reset password

Back to
log in